'Beni yıkmak için yapıyorlar ama yıkılmayacağım!'

  • 09:06 15 Şubat 2020
  • Güncel
Rengin Azizoğlu-Medya Üren
 
DİYARBAKİR - Lice'de çıkan çatışmada yaşamını yitiren Erhan Ölçen’in cenazesi, 105 gündür Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi morgunda bekletiliyor. Erhan’ın annesi Emine Ölçen, “Beni yıkmak için yapıyorlar bunu ama ben yıkılmadım, yıkılmayacağım. Dimdik ayakta duracağım. Yeter bu kadar sessizlik” dedi.
 
Diyarbakır’ın Lice ilçesinin kırsal kesiminde 3 Kasım’da yaşanan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Erhan Ölçen’in cenazesi, 105 gündür Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi morgunda bekletiliyor. Annesi Emine Ölçen ve ablası Medine Ölçen konuya ilişkin ajansımıza konuşarak, bir an önce Erhan’ın cenazesinin kendilerine verilmesini istedi.
 
‘Erhan’ın fikirleri özgürlük yolundaydı’
 
Erhan Ölçen, Ankara Üniversitesi’nde Eczacılık Bölümü öğrencisiydi. Okul hayatı süresince üzerinde baskı olan Erhan üniversite 3’üncü sınıftayken tutuklanır. Erhan bir buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra bırakılsa da üzerinden bir ay geçtikten sonra tekrar tutuklanır. Annesi Emine Ölçen o süreci şöyle anlatıyor: “Erhan’ı ilk gözaltına aldıkları zaman arkadaşlarıyla kaldığı eve baskın yapmışlardı. Polisler evlerine bir flaş disk atıp onu ev aramasında görmüşler gibi el koymuşlar. Kendileri koydular onu eve ama oğlumun evinde bulunmuş gibi gösterdiler. Bunun üzerine onu gözaltına aldılar. İkinci defa ise bir ay dışarıda kaldıktan sonra tekrar tutuklayıp yine bir buçuk yıl bıraktılar cezaevinde. Toplamında üç yıl cezaevinde kaldı. Bir keresinde görüşüne gittiğimde bana ‘Anne devlet okumama izin vermiyor, okusam da yine alacaklar beni’ dedi. Cezaevinden çıktıktan sonra bir ay evde kaldı, sonra gitti. 
Erhan’ın fikirleri özgürlük yolundaydı.”
 
‘Bizimle operasyona gel abini sağ salim alalım’
 
8 Mart’ta Erhan’ın HPG’ye katılımının 8’inci yılı. Erhan’ın farklı bir yerde olduğunu düşünen aile daha sonra Lice’de olduğunu öğrenir. “Devlet söyledi bunu bize” diyen Emine, “Hiçbirimizi aramayıp kızımı aramışlar. Kardeşin falan bölgede falanca alanda kalıyor, kodu, ismi şudur demişler. Kod adını bilmiyorduk, devlet söyledi bize. ‘İsmi Erhan Ölçen, kodu da Rizgar Farqin’ demişler. Kızım da ‘Evet Erhan Ölçen abimdir ama Rizgar adını bilmiyorum’ demiş. Onlar da ‘Bizimle operasyona gel abini birlikte sağ salim alalım’ demiş. Ardından ‘Müsaitseniz size çay içmeye geleceğiz’ demişler, kızım da ‘Evde kimse yok gelmeyin, operasyona falan da katılmıyoruz. Bana bir daha böyle bir şey söylemeyin ve beni rahatsız etmeyin. Madem yerini biliyorsunuz siz gidin ben gelmiyorum’ diye belirtmiş. Ondan sonra Lice’de operasyon gerçekleştiğini duyduk ve gidip sorduk. Babası yaşamını yitirenler arasında olup olmadığını öğrenmek için karakola gitti, fotoğrafını gösterdi. Karakoldakiler fotoğrafı hemen tanımışlar ve ‘Cenazesi bizde’ demişler.”
 
‘Yeter artık bu çektirilen zulüm’
 
Cenazeyi almak istediklerini ama cenazenin kendilerine verilmediğini anlatan Emine, kendisine yetkinin savcıda olduğunu, onlara kalırsa hemen vereceklerini ama savcının ‘vermeyin’ dediğini söylediklerini dile getirdi. Emine, “Haftalardır oğlum morgda bekletiliyor. 27 gün önce kan verdik. İsterlerse hemen verirler cenazemizi. Hiçbir inanç bir cenazenin 105 gün boyunca morgda bekletilmesini kabul etmez. Bu anlayışın İslamiyet’le hiçbir alakası yok. Bu nasıl bir vahşettir. Yapılan bu zulmü bu vahşeti şu anda hiç kimse yapmıyor. Neden oğlumuzu bize vermiyorlar? Ne yapıyorsunuz ona orada da bize vermiyorsunuz? Beni yıkmak için yapıyorlar bunu ama ben yıkılmadım, yıkılmayacağım. Dimdik ayakta duracağım. Yaşadığım müddetçe çocuklarımın savunduğu davanın arkasında duracağım. Bu durumu görüp gözünü kapatan, kulağını tıkayan ‘Ben insanım, ben Müslüman’ım’ demesin. Bunu kabul edenler Müslüman olamazlar. Yeter artık bu çektirilen zulüm” dedi. 
 
‘Bu durum karşısında herkes kör olmuş’
 
Başvurdukları hiçbir kurumdan bir sonuç alamadıklarını kaydeden Emine, oradan oraya sürüklendiklerini söyledi. Emine, “Muhatap savcı diyorlar, savcıya gidiyoruz bizi dinlemeden ‘Siz benim muhatabım değilsiniz’ diyor. Madem bir savcı olarak halkı muhatap almıyorsun ne işin var o koltukta? Nasıl bir savcısın sen? Bize yapılan bu zulmü kabul etmiyoruz.  Nasıl bir inançla, dinle günlerce, aylarca, yıllarca morglarda bekletiyorsun cenazeleri? Bir an önce çocuğumu morgdan, onların elinden almak istiyorum. Tek isteğim budur. Eğer cenazemi bana vermezlerse çocuğumu bana verene kadar gidip morgda oturacağım. Ya bana çocuğumu verecekler ya da beni de öldürüp onun yanına morga koyacaklar. Çocuklarımızı morglara koyup bize vermiyorlar daha neyden korkacağız ki biz? Daha nasıl bir vahşet olabilir ki? Tek çağrı ve isteğim çocuğumu bize vermeleridir. Bu durum karşısında herkes kör olmuş, sağır olmuş. Bu duruma sessiz kalınmasını istemiyorum. Yeter bu kadar sessizlik” ifadelerini kullandı. 
 
Savcıdan aile: Onlar benim muhatabım değil
 
Erhan’ın ablası Medine Ölçen ise karakola gittiklerinde ellerinde net bir bilginin olmadığına değinerek, tamamen şüphe üzerine gittiklerini anlattı. Cenazeyi fotoğraf üzerine teşhis ettiklerini söyleyen Medine, “DNA testi yapmak istedik ‘DNA veya parmak izine bile gerek yok aslında. DNA yaparak devleti zarar üstüne zarara koyuyorsunuz. Savcıya söyleriz o size gerekli evrakı verir’ dediler. Savcıya babamla birlikte yanımıza avukatı da alarak gittik. ‘Kardeşimin daha önce cezaevinde ve yurtta kaldığı için parmak izi var, oradan teşhis yapılabilir’ dedik. Savcı bize cevap bile vermeden avukatla konuşup bizi kastederek  ‘Bunların burada ne işi var? Niye getirdin bunları? Biz gereken her şeyi birlikte halledebiliyoruz zaten. Bir daha bunları buraya getirme onlar benim muhatabım değiller’ dedi ve bizimle görüşmeyi kabul etmedi. Zaten ayaküstü bir konuşma oldu. Biz kapıda beklerken o geldi ve odasına girdi biz de bu şekilde arkasından odasına girdik. Oturtmadı bile zaten bizi, ayakta bekledik” diye konuştu.
 
‘Bu tüm toplumu ilgilendiren bir durumdur’
 
Yetkililerin görevlerini yapmadıklarını vurgulayan Medine bu uygulamaların bir özel savaş politikası olduğuna değindi. Medine son olarak şunları belirtti: “Eğer ki aile ve avukatı savcının muhatabı değilse kimdir muhatap merak ediyorum. Gittiğimiz her yerde kapı yüzümüze kapanıyor. Buradaki savcıya gidiyoruz Lice’ye gidin diyorlar, Lice’ye gidiyoruz evrak istiyor, otopsi raporu istiyor. Onu da vermiyorlar bize. Buradaki savcı da avukatı muhatap alıyor yalnızca. Avukat tek başına da yetersiz kalıyor. Bir cenazenin üç-dört ay boyunca morgda bekletilmesi sıradan bir şey değil. Savcı da her şeyi biliyor ilk günden beri. Bize de her şeyi onlar söylediler zaten adını, kodunu onlar söylediler. Kimliğini bildikleri halde bilerek morgda beklettiler. Kimsenin bu duruma sessiz kalmasını istemiyoruz. Çünkü bu sıradan bir olay olmadığı gibi tek bir aileyi ilgilendiren bir durum değil tüm toplumu ilgilendiren bir durumdur.”