‘Barış Hayal Atölyesi’ ile mülteci kadınlar ve şiddete maruz bırakılan kadınlar bir araya geldi

  • 09:04 12 Ocak 2020
  • Güncel
Hikmet Tunç - Zeynep Durgut
 
VAN - “Kadın Barış Hayal Atölyesi” ile Van’da mülteci kadınlar ve şiddete maruz kalan kadınlarla birlikte atölye düzenlendi. Dernekleri kapatıldığı için atölyeyi evinde düzenlemek zorunda kalan VAKAD aktivisti Songül Özünver, atölye sonuçlarını paylaştı.  
 
Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz 2016 tarihinin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında İçişleri Bakanlığınca çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile onlarca kadın kurumu kapatıldı. Kapatılan kadın kurumlarından biri de Van Kadın Derneği (VAKAD) idi. Aktivistliğini yaptığı VAKAD’ın kapatılması sonrasında da bireysel birçok başvuru alan Songül Özünver, Ankara’da bulunan Demir Leblebi Kadın Derneği’nin “Kadın Barış Hayal Atölyesi” projesinin Van’da paydaşçılığını üstlenerek sahaya indi.  
 
‘Anladık ki ‘barış’ kendimizden başlıyor’
 
Proje kapsamında geçtiğimiz aylarda 15 ayrı ilden gelen kadınlar ile Ankara’da toplanarak üç gün süresince “Barış hayal ediyorum” başlığıyla tartışmalar yaptıklarını söyleyen Songül, bu tartışmalar süresince barışı konuştuklarını belirtti. Songül, “Bunun sonucunda anladık ki barış kendimizden başlıyor. Bir bireyin barışa dair hayal dünyasında neler var, onu ortaya çıkarması gerekir. Bu sorgulamaların ardından barışı önce kendimizden başlatarak, evimizde, sokağımızda, kentimizde, ülkemizde daha sonra da dünyaya nasıl yayabileceğimizi tartışmamız gerekir. Ama bunların öncesinde ise barışa güvenmemiz ve inanmamız gerekir” dedi.
 
‘Bir araya gelmeye çok ihtiyacımız var’
 
Van da ise yine proje kapsamında iki atölye düzenlediklerini kaydeden Songül, atölyelerden ilkinin mülteci kadınlarla, ikincisinin ise şiddete maruz bırakılan kadınlarla olduğunu söyledi. Kurumları kapatıldığından bu yana ilk defa Van’da kalabalık bir kadın gurubuyla bir araya geldiklerini belirten Songül, kurumlarına ve kendisine bireysel olarak başvuran kadınları davet ettiğini aktardı. Songül, “Onlar bir araya gelmeye o kadar çok ihtiyacımız var ki. Kadınlar bir araya gelme talebinde bulunuyordu. Ben de bugün bu taleplerini yerine getirdiğim için çok mutluyum” diye konuştu. 
 
‘Atölyeyi evde düzenlemek zorunda kaldım’ 
 
İkinci atölyeyi evinde düzenlemek durumunda kaldığını ifade eden Songül, şunları dile getirdi: “Devletin yaratmış olduğu psikolojik baskıdan kaynaklı evimde yapmak zorunda kaldım. Kapatılan bir derneğin üyesi olduğum için ‘göze batan bir kadın oluyorum.’ Bu da aslında bize karşı kullanılan bir devlet politikasıdır. Bu ayrıca bir susturma politikasıdır. Bugün bir kadın nasıl haykırıyorsa sokakta ‘ben ölmek istemiyorum’ diye bizde her yerde var olduğumuzu söylüyoruz. Kurumlarımızı kapatabilirsiniz ama evlerimize kilit vuramazsınız. Derneğimiz kapatıldığı gün ‘biz bina değiliz, ofis değiliz, kapı değiliz bizi mühürleyemezsiniz’ demiştik. Bugün burada da ‘biz bir şekilde başvuru alacağız, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’ dedik. Bir kadın aktivist, bir feminist ya da herhangi bir kadın derneksiz de çalışabilir. Yeter ki biz kendimize inanalım. İşte tam da bu durumda barış kendimizden başlıyor.”  
 
‘Barış talebini ortaya çıkarmış olduk’ 
 
Kadınların barış konusundaki değerlendirmelerini de paylaşan Songül, “Kadınlar şiddet istemiyor, savaş istemiyor. Mültecisi, Alevisi, Sünnisi istemiyor, Kürdü, Türkü istemiyor. Her yerde, her alanda kadınlar barış istiyor. Mülteci kadınlar annelerinin yemeklerine nasıl hasret bırakıldıklarını konuştular. Kadınlar savaştan, çatışma ortamlarından dolayı şu anda mülteci konumundalar. Kadınların barış talebini bu atölyelerde ortaya çıkarmış olduk” diye ekledi. 
 
‘Mülteci kadınlar büyük baskı altında hissediyor’ 
 
Mülteci kadınların, sığınmacı olmanın maddi ve manevi zorluklarını, vatansız ve yabancı olmanın nasıl bir duygu ve durum olduğunu anlattıklarını, özgür olmadıklarını ve baskı altında olduklarını söylediklerini aktaran Songül, “Birçoğu kendini baskı altında hissediyor ve farklı ülkelere gitmek isteyen kadınlar var” dedi. 
 
İkinci atölyede kadına yönelik şiddet konusunun ağır bastığını söyleyen Songül her iki atölyenin sonuçlarını şöyle sıraladı: 
 
“*Katılımcı bazı kadınlar uzun yıllar şiddet gördüklerini ve neler hissettiklerini aktardılar. Yaşadığımız coğrafyada kadının adının olmadığını dile getirenler oldu. Kadınların bir devrime ihtiyacının olduğunu ve değişimin gerekliliğini,  bu değişimin kendimizden başlaması gerektiğini ifade ettiler. Barışın önce evden başlaması gerektiğini, kadınların toplumu nasıl şekillendirdiğinin önemine dair fikirler paylaşıldı. 
 
*Kadının en çok savaştığı ve mücadele ettiği yerin ev mekanı olduğunu dile getiren kadınlar, ayrıca dünyadaki tüm dengelerin eşit dağıldığı, herkes için eşit olan bir dünyanın hayalini kurdular. Afrika'daki insanlık dramının son bulmasına dair tespitler ortaya koydular. 
 
*Kadın cinayetlerinin son bulduğu, sınırların olmadığı bir toplum hayal ettiler. Yaşadığımız bölge itibariyle Van caddelerinde sürekli silahlı kolluk kuvvetleri ile yaşamak zorunda bırakıldıklarını söylediler. 
 
*Silahların gölgesinde yaşamanın verdiği olumsuz hava ve bıkkınlık konuşuldu. Kadınlar kendilerini bu şekilde rahat hissetmediklerini, TOMA ve silahlarla yaşamak istemediklerini paylaştılar. 
 
*Bir kadın ise hiçbir şeyin değişmediğini ve bu konuda umutsuz olduğunu aktardı. Bunun aksini düşünen ve bazı şeylerin değiştiğini daha iyiye gittiğini savunanlar da oldu. 
 
*Kimi dilini özgürce konuşabilmenin kimi sokakta daha özgür ve rahat yürüyebilmenin, kimi ise Şili’deki dansı Van'da yapabilmenin hayalini kurdu.
 
*Özellikle ekonomik sıkıntıların olmadığı, daha özgür ve şiddetsiz bir ortamın hayalini kurduklarını gözlemledim.
 
*Savaşsız ve insanların ölmediği bir toplum, sınırların olmadığı herkesin istediği hayatı yaşayabildiği bir coğrafya yer aldı hayaller arasında. 
 
*Kimi kendi ülkesine dönebilmeyi hayal etti kimi de Avrupa ülkelerinde yaşamanın hayalini kurdu. Kadınlardan biri ise barışı, sadece devletlerarası silahlanmanın ve çatışmanın son bulması olarak bildiğini ve bu atölye sonucu bazı farkındalıkların oluştuğunu dile getirdi.
 
*Öncelikle kendiyle barışmaya karar verdiğini ve oğluyla, kendisiyle, çevresiyle çatışmadan yaşamak istediklerini söyleyenler oldu. 
 
*’Biz kadınlar her yerde mücadele içerisindeyiz bu yüzden her yer kadının cephesidir’ fikrini paylaştı.”